|
|
|
Adsız Hayatlar 2 |
|
 |
 |
Okunma |
|
434 |
Ankara’da o gün yağmur yağıyordu yine çisil çisil şiir gibi yağıyordu. Kapalı havaları sevmiyordu aslında ya da nedeni açıktı da hep yaptığı gibi bunu da bilmek istemiyordu. O gün yaptığı gibi… Balkon penceresinin önünde durmuş derin derin manzaraya bakıyordu, üstüne kara bulutlar çökmüş Ankara’ya… Bir türlü aklında geçenleri birleştirip tam olarak ne düşündüğünü anlayamıyordu. Bu kadar ağır bir bedel ödememişti hayatı boyunca. Otuzlu yaşların sonunda ela gözlerinin altında onca kozmetiğe rağmen kapanmamış izler. Uzun siyah saçlarında seyrek beyazlar vardı. Orta boylu hafif kamburu çıkmıştı. Pek iştahsız olduğundan bedeni zayıf düşmüştü. Yorgundu yani. O eski cıvıltısını kaybedeli çok uzun zaman olmuştu. Arasıra baktığı eski fotoğraflardaki kendisini göremiyor, benzetemiyordu. Şimdi elinde kalanlar eski fotoğraflar, birkaç tatlı anı ve şu güne kadar nasıl devam ettirdiğini bilmediği anlamsız hayatı. Ölmeyipte nasıl bu yaşa kadar yaşayabilmiş olduğuna şimdilerde fazlaca şaşırır olmuştu. Yanlışlığı hep başta aramıştı.
”Annem”…
Kış aylarına hazırlanan hava kasvetli ve soğuktu. Kasımın sonlarına doğru, bir Salı akşamı henüz hayata gözlerini açalı bir dakika olmuşken hayat ne acımasızdı ki yıllarca içinde taşıyacağı özlem ile doğmuştu. Anne şefkatinden yoksun büyümek onun en büyük eksikliği olacaktı şüphesiz. Annesi onu doğurduğu sıralar nöbet değişikliği tamamlanmıştı. Kendisi gitmişti ama yerine yeni bir Nilüfer bırakmıştı. Ağlıyordu Nilüfer, ağlıyordu ama bir bebeğin ağlamasından öte “Anne” diyordu ve ağlıyordu. Kıçına yediği şaplakta bir şaplaktan öte, hayatın tokadı idi henüz 1 yaşından aldığı ilk dakikasında. Şimdi kısık gözleriyle, henüz alnındaki terleri kurumamış annesinin cansız kollarında sorar gözlerle hayata bakıyordu. Onu teselli edercesine, beyaz önlüğüyle huzur abidesi bir hemşire onu bir daha asla kolları arasına alamayacak annesinden kuvezine götürmek üzere ayırıp, yıllarca sürecek özlemin ilk dakikalarını yaşatıyordu.
Altı yaşını doldurduğunda yine bir Kasım ayında sabahın erken saatlerinde, babasının elinden tutmuş bu soğuk mermer yığınlarının anlamını sorarak ilerliyordu. Gözlerinde o ilk günkü soran bakışlar yerleşmişti. Bir çocuk için çokça anlamlı bir bakışı vardı, sağlam. Toprak yığınının önüne geldiklerinde durdular. Beyaz mermer taşın üstünde tanıdık bir isim, kendi isminden öte annesinin ismi yazıyordu.”Nilüfer”.Okuyabildiği bu kadardı ve rakamlar vardı birde ne anlama geldiğini bilmediği. Babasına sormak ta istemiyordu o an. Bir önceki gün “Seni annene götüreceğim kızım” demişti babası, sevinmişti o gece uykusu da gelmemişti heyecandan.
Bunun için erken olduğunu düşünse de ne kadar erken bilirse o kadar iyi olur diye geçirmişti aklından Kenan Efendi. O gün kızının doğum günü, karısının ölüm günü idi. Çok sevmişti karısını ve henüz 3 yıl geçmişti ki onu kaybetmişti. Yaşasaydı belki ona olan aşkı bu denli büyük olmazdı. Onu kaybetmenin acısı içinde beslediği sevgisiyle birlikte ayakta tutuyordu onu. Şimdi bugün buruk bir sevinç ile gelip mezarın başucunda durmuş ona bakıyordu…
|
Yorumlar |

|
|
|
|
| |
Spor Aletleri

Ayrılık Bu

A.Gücü Başkanı Aydın istifa etti

Sivan Perwer Ez xelefim

mikael ve demet tuncer - söylemeyin

|
şirinlik duası

yaşlılık maaşı sorgulama

Vodafone Bedava SMS

Facebook şifre kırma

Sarhoş Boyacı

|
|